top of page

YÜZLEŞMELER VE BIRAKMALAR

Olabileceğinin en iyisiyle, olduğunun arasında gidip gelecek aklının perdeleri. Esecek, bazense durgun. Hep aynı koltukta mı oturacaksın? Hayır. Değişecek seyrin. Oturduğun yer koltuk mu olacak sanıyorsun seyahatinde? Hayır. Kaldırımla da sohbet edeceksin ansızın bir gece. Soğuk belki de ıssız. Korkma, dostların sadece gece mi olacak? Kimi zaman güneşi selamlayacaksın. Savunmasız mıyım, asla. Halim mi yok peki kılıcımı kaldırmaya, yanılıyorsun. İçinden geçirme, duyuyorum ve herkesi kendim gibi de sanmıyorum. O sahneden ineli asırlar oldu yerime daha iyi oyuncular geldi. Herkesi bırak kimseyi kendimle bir tutmuyorum, verdiğim savaşı ve kendimle konuşmalarımı biliyorum. Şu an ki durumun yorgunlukla ilgisi yok. Gerçeği her bulmaya çalıştığımda kendimle ilgili daha farklı ve yeni şeyler keşfediyorum. Tetikte ve güçsüz değilim. Kimseye ne seslenmeye çalışıyorum ne de sesimi duyurmaya. Kendimi duymadığımı fark ettim, başkalarını es de geçmiyorum. Sizin olduğunuz duraklara artık gelmem. Baksana uzaktan bulanık ve samimiyetsizliğin vücut bulmuş hali. Eğer ego olsaydı satırlarım beni gördüğünüzde bunu anlardınız. Egom olsaydı burada değil bu satırlarda hiç değil yanınızda olurdum. Kaşlarını çatma karşında da değilim. Dengimle sahne almaya dikkat eden biriyim. Ben sadece kendimleyim.



Belki ütopik belki de değil. Neden güçlüymüş gibi bir tavır sergileme çabasına bürünüyoruz. Yani gelirsin, dokunursun ve tartarsın ondan sonra görürsün değil mi zırhımı ama neden uzaklardan parlıyor kalkanımın hatta kalkanımızın süsleri. Mesela oturamaz mıyız sade, şeffaf … Oturabilmeliydik. Bir de şunun farklı bir boyutu var hadi gördün uzaktan, gerçekliğine nasıl inanabiliyorsun korumamın. Halüsinasyon belki de gerçek sandığın. Adım atmak isteyen atmaz, göstermek isteyen göstermez. Hiçbir şey yapmadan da kaşlarımız çatık, yüz hatlarımız sert ve bakışlarımız soğuk. Neden? Boğulmamak için mi? Peki ne zaman öğreneceğiz yüzmeyi?



Şöyle bir problem var. Hayatın her döngüsünde bir role girmediğim, kendim olduğum, birden kirpiye bazen de kelebeğe dönüşmediğim için neden yetersiz oluyorum veya herhangi bir şeye değmez biri… Bunun kararını kim veriyor çok merak ediyorum. Özümü korumaya çalıştıkça daha da zarar görüyorum. Ben neden adamına göre muamele göstermek zorunda olduğumu kavrayamıyorum. En iyisi olmak gibi bir çabam yok ben kendimin üst benliğiyle yarıştayım. En iyisi taa ki bir diğeri gelene kadardır ve bunu ne bilebilirsin ne de ölçebilirsin. Normal standartlarda sadece hak ettiğimi istiyorum ki ‘hak etmek’ tabiri de tartışılır. Dürüstü sevmezler, neti sevmezler, çalışanı istemezler, koşanı her yere koştururlar… Uzar gider böyle ben neden değişmek zorundaymışım gibi tavsiyeler dinliyorum da sizin neden düşünceleriniz değişmiyor. Olsun ben yine gözlerimi kapattığımda kendimi çiçek bahçesinde görebiliyorum.



Konudan konuya atlayan ben, kendinizden bir yer çekip alın diye belki de. Bir kere mi okudun yazdıklarımı, ikinci yok ya da üçüncü… Ben eğer okusaydım senin yazdıklarını bir şarkı yakıştırır seni çözene kadar okurdum.


Bir insanı ne mutlu eder, hangi rengi sever, nerede kırılır, nerede yıpranır. Sevgi denilen şey söylenenin yapılması değil bence. Söylemeden yapılan incelikler. Soğukta gelen bir çay, hasta olduğunu fark ettiğinde bırakılan bir çorba veya onun için yanınızda taşıdığınız bir mendil. Senin yanında, senden bağımsız bir şey taşıdın mı? Okurken güleceğim ama hiç sanmıyorum. En çok neyden mi nefret ediyorum? Kendinin bile haberi yokken sadece kendini sevenlerden ve ilgiyi, alakayı, desteği, paylaşımı sadece kendine yönlendirenlerden. Otur düşün beni veya başkasını. Sormadan neyi yaptın? Sever misin, ister misin, alacak mısın… Cevabından sonra yapılan şeylerin saf sevgi olduğuna asla inanmıyorum. Mesela yukarıda dedim beni veya başkasını… Beni düşünmedin, beni saf sevgiyle seven birini zaten anlardım.


Son sözlerim bugün için verilen sözleri, ağızdan çıkan hiçbir kelimeyi unutmam. Yüzünüze bakarken akar gözlerinizden. Yapacağım diyerek yapılmayan hiçbir şey, kursağımda bırakılan sevincin çetelesi… Bu arada büyük, küçük fark etmez. Kalbimden siliyorum sizleri yavaş yavaş. Ben yapmadıysam eğer buyurun gelin hodri meydan... Biraz kılıçları çekmiş gibi oldu.


Not: Beni gerçekten anlamak isteseydin, değer verseydin, okuduğundan haberim olurdu. Buradaki kişiler hayal ürünüdür.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
21.53

Genel olarak yazacak bir konum olmamakla birlikte şunu fark ettim. Herkese kolay ısınamayıp nasıl oluyor da çabuk inanıp çabuk...

 
 
 
KENDİM İÇİN

Beni leylekler getirse daha güzel olurdu belki de. Bir taş misali kayaların arasında büyüttüm ben kendimi. Hiç mi savaşmadım hırçın...

 
 
 

Yorumlar


Join my mailing list

Thanks for submitting!

© 2023 by The Book Lover. Proudly created with Wix.com

  • hislerinibul
  • LinkedIn Sosyal Simge
  • Instagram
  • Heyecan Sosyal Simge
bottom of page